Janvier 6, 2023
Par Kedistan
178 visites
Français | Türkçe

Fran­sız siyasi yel­pazesinin sol kanadın­dan kulak­larımıza ısrar­lı bir söy­len­ti geliy­or: “Başkan Macron Kürt­lerin dos­tu.” Söz konusu söy­len­ti o kadar yaygın ki, Türkiye’de bel­li kes­im­ler ve hat­ta konunun özneleri tarafın­dan bile sürek­li gün­deme getiriliyor.

Buna inan­lar bunun pek görün­mediği­ni sanıy­or­muş ama Fransa Cumhur­başkanı ve hükümeti Kürt yan­lısıymış da, aman şşşşt, sakın Erdoğan bunu duy­masın­mışmış da!…

Ayrı­ca, Macron’un ağzı­na yapışmış ter­i­mi kul­lanır­sak; “aynı zaman­da” Paris’in göbeğin­de­ki saldırı­dan bir gün son­ra, bir Bakan, Kürt dias­po­rasın­dan bir heyetle görüşme yapıy­or ama katledilen­lerin anısı­na gerçek­leşen yürüyüşe res­mi olarak kimse gön­der­ilmiy­or… “Aynı zaman­da” Fransa İçişl­eri Bakanı, daha her­han­gi bir soruş­tur­ma gerçek­leştir­ilme­den, suikastçının ırkçılık hissiy­atıy­la “tek başı­na” hareket eden bir “den­ge­siz” olduğu sonu­cu­na varıy­or ve “çok sev­en çok döver” şiarı ile katliam mekanın­da bekleyen Kürt­lerin üzer­ine kol­luk güç­leri­ni yol­luy­or. “Aynı zaman­da” siyasi ve aktivist geçmişi kanıt­lan­mış Kürt sığın­macıların ilti­ca hakkı red­dedilirken, Fransa’­da res­mi olarak fes­hedilmiş, ülkücü hareketiyle bağlan­tısı kamuoyun­da bili­nen Türk “kültürel” dernek­ler­ine devlet yardımı sürüyor…

Uzat­may­alım, ken­di­ni, saman altın­dan sürdürdüğü icraatın tam ter­si olarak ifade eden bu poli­ti­ka nedir?

Türkiye’­den, yazar, sinemacı, sanatçı olarak, usulüne uygun ve resmî dav­etiye alıp, Fransa’dan vize isteyen ama ret cev­abıy­la karşılaşan, hat­ta kimi zaman cevap­sız kalan­lar, Fransa’nın Kürt sevgisinin havaalan­larının gidiş kori­doru önünde bit­tiği­ni bilir­ler. Suriye’­den yola çıkıp can­ları pahası­na Akd­eniz’i geçen ve Calais’de, Paris’te çadır­lar­da hay­at mücade­le­si veren Kürtler, Fran­sız makam­larının onlara karşı beslediği “diz­gin­siz sevgiyi” çok iyi biliy­or­lar. Afgan­lara gös­ter­ilen “sevginin” aynısı…

Bu sev­gi o kadar güçlü ki Fransa, Roja­va ve Kürdis­tan’­da­ki IŞİD safların­da yakalanan ken­di çocuk­larını bile Kürt yetk­ililerin yönet­tiği kam­plar­da canıgönülden terk etti.

Bu söz­lerin ardın­dan, hemen iti­raz edile­cek, Başkan Macron’un Roja­va heyet­leri­ni birkaç kez kab­ul ettiği ve bunun diğer Avru­palı ​​lid­er­lerin her zaman red­det­tiği bir “tanı­ma” olduğu ifade edile­cek­tir. Fransa’­da­ki bazı “çöpçatan­lar” bu nok­ta­da ısrar ediy­or. Eee, ne gibi bir kazanım oluy­or? Görüşmelerin ardın­dan “Türkiye ken­di güven­liği­ni sağla­ma hakkı­na sahip­tir”, “ted­bir­li ola­cağız ve Türkiye’yi iti­dal­li olmaya çağıra­cağız” veya “Fransa için PKK terör örgüt­leri lis­tesindedir” gibi hiç bir gelişme kay­det­meyen açık­la­malar bir kez daha yineleniyor.

Örneğin; Afrin konusun­da gözler çok­taaaan baş­ka man­zar­alara çevrilmişti. Kuzey Suriye’de­ki bom­bardı­man­lar, kimyasal silah kul­lanımı gibi konu­lar­da ise Quai d’Or­say’­den yapılan basın açık­la­maları görün­mez mürekke­ple yazılmış metinler olarak kaldı.

2013’te Paris’te üç Kürt kadın aktivistin öldürülme­sine ışık tut­mak için savun­ma gizlil­iğinin kaldırıl­masın­dan hala bir haber yok.

Bu makale Türkçe de yayın­lanacağı için, bir not düşmek istiy­o­rum: Fran­sı­zlara, Emmanuel Macron’un “zengin­lerin cumhur­başkanı” etiketi takılmış olması ve toplum­sal protesto­lara karşı elin­in ağır olduğunu belirt­m­eye gerek yok, başkan­larının neo-lib­er­al poli­tikasının güdümünde ve bil­incin­del­er çünkü… İçi boş sözler ve “aynı zaman­da” biber gazı bol keseden dağıtılırken, sol­un ve çevre­ci­lerin bir kıs­mı İçişl­eri Bakanı tarafın­dan sis­tem­atik olarak “suçlu” ilan ediliy­or. Bakan, aşırı sağ seç­meni­ni mem­nun etmek adı­na, muhal­ifler­ine her fır­sat­ta “terörizm” tanımını yapıştır­mak­ta gecik­miy­or. Hükümet safların­da ahla­ki açı­dan da işler pek iyi değil. Kısa bir süre önce­sine kadar, hükümette homo­fo­bik bir bakan görev yapıy­or­du ve İçişl­eri Bakanı şah­sen cin­sel taci­zle ilgili bir huku­ki sürecin özne­si oluy­or­du. Ayrı­ca birçok dava yasal prosedür­ler­le red­dediliy­or veya gizleniy­or. Par­la­men­to elbette özgürce tartışıy­or ancak hükümet, oy azın­lığı­na işaret eden yasalarını çıkar­mak için anayasa mad­deleri­ni kullanıyor.

Bildiğiniz gibi Fransa da res­mi olarak başkan­lık rejimiyle yönetiliy­or. Tabii ki Türkiye’­den bakıldığın­da, bütün bun­lar yine de bir “demokrasi cen­neti” gibi görünebilir. Ancak sığın­ma hakkı elde etmeyi başaran birkaç kişi, bu konuda­ki hay­al kırık­lık­larını anlata­bilir. Onlara sor­mak en doğrusu olurdu.

Kaç Kürt aktivist “Kürt hareketi için yasadışı yol­lar­dan para topla­mak” gibi sözde bir suçla­may­la ban­ka hesaplarının don­durul­ması­na maruz kaldı ya da Fransa’­dan sınır dışı edil­di? Cadı avı­na kaç Fran­sız muh­bir katkı­da bulunuy­or? Bu şahıs­ların “ödül­lendirme” ödemeleri, Fran­sız Devleti tarafın­dan gizli olarak, Bor­deaux’­dan Nice, Paris’e, Lyon üzerinden mi yapılıy­or? Kürtlere bu kadar iyi davran­mak için onları gerçek­ten bu kadar çok “sevmek” gerekiy­or, öyle değil mi?

Sayısız örnek sıralaya­bil­i­riz. Fransa’­da dayanış­ma desteği bularak net­icede kab­ul edilen bir ilti­ca talebine karşı, kaç tane hak­lı ve meşru talep red­dediliy­or? Türkiye’ye, yani havaalanın­dan tran­sit ceza­evine dön­memek için mücadele eden kaç Kürt, çare­si­zliğe, kaçak statüsüne mahkum ediliy­or? Peki, birçok Kürt arkadaşımızın Fransa’yı ter­cih etmeyip İsviçre’ye, İtalya’ya veya Almanya’ya git­m­eye çalış­ması bir tesadüf mü?

Şu bildik, “Düş­manımın düş­manı dos­tum­dur” nakaratının bile iki saniye­den fazla kul­lanıl­ması mümkün değil. Baş­tan çürük çünkü… Başkan Macron’un diplo­matik olarak bile, Türk reji­minin ve cumhur­başkanının “düş­manı” olduğunu nerede ve ne zaman gördük ki? Peki, Erdoğan’ın Ukray­na savaşı konusun­da edindiği pek par­lak “aura“sına, onun­la diplo­matik rek­a­bet içinde olması­na rağ­men katkı­da bulu­nan kim?

Fransa Cumhur­başkanı’nın 2021’de Irak’a yap­tığı ziyaret­lerin sonuçları ne oldu? Yeniden inşa için ver­ilen finans taah­hüt­leri, sözler ne aşa­ma­da? IŞİD safların­da savaşan Fran­sız vatan­daşlarının ülkeler­ine iade­si ve yargılan­ması ne oldu? Bir bakan­lığın yetk­ilileri tarafın­dan “acil değildir” diye sınıflandırılan, askıya alın­mış ve raflar­da bekleyen bir dolu dosya…

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyin­de­ki böl­geleri geri almayı amaçlayan saldırısının Fransa müda­hale­si veya baskısı sayesinde erte­lendiği­ni bize söyle­m­eye kim cesaret ede­bilir? Şşşşt, gizli savunma…

Fransa bugün bir aşırı sağ ikli­mi altın­da. Irkçılık, tele­vizy­on ve radyo kanal­ları­na, bası­na ve hat­ta “cumhuriyetçi” yayın­lara sahip. Tüm bu pro­pa­gan­da organ­ların­da, Türkiye’ye gös­ter­ilen red­din nedeni, ülkenin reji­mi değil, sergilediği İsl­amc­ılık. Bu durum, siyasi aşırı sağ­dan laik cumhuriyetçi sosyal demokrat­lara uzanan geniş bir kes­i­mi kap­sıy­or. Bu neden­le, Fransa Cumhur­başkanı’nın Türkiye ile ilgili pozisy­on­larını açıkça ifade etmek için siyasi bir ihtiy­acı da yok. Diğer­leri ise her­han­gi bir anal­iz yap­mak­sızın konun önüne perdeyi çekiyor.

Peki Paris’te Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezine yapılan saldırıyı izleyen ilk saat­ten itibaren “ırkçı den­ge­si­z­lik” tezi­ni kim ortaya attı ve Türkiye ile olası tüm bağları ilk andan itibaren kim kap­at­tı? Hiç şüph­e­siz Kürt­lerin bir “dos­tu”

Bu yazımı saldırıya ver­ilen ilk tep­kilere eşlik eden “şid­det” konusuna dönerek  bitirmek istiyorum.

Bu “şid­det” ifadeleri sadece Paris’te olmadı ve “Fransa’­da­ki Kürt toplumu barışçıldır” diyen medyayı da şaşırt­tı. Medya ayrı­ca “Avru­pa’nın fark­lı yer­lerinden de gelen Kürtler” ifadesi­ni de vur­gu­ladı. Fran­sız aşırı sağı, sosyal medyaya “Almanya’­dan gelen sürüler” dey­i­mi­ni yağdırdı. Yanan ara­baların, kim­i­ler­ine göre “takdir edile­si bir soğukkan­lılık­la müda­hale eden” polis güç­lerinin verdiği “güzel görün­tüler” servis edil­di ancak neyse ki, tüm kanal­lara yayılan bir döngüye dönüşmedi.

Kon­trold­en çıkan gös­teri yürüyüşü”, “yürüyüşe sızan gru­plar”, hat­ta “Black Blocs” üzer­ine üretilen Fransa sol­un­da alışılagelmiş polemik­lerin ötesinde ve Kürt dias­po­rasın­da hissedilen büyük üzün­tüyle öfke karşısın­da, gençler baş­ta olmak üzere Kürt toplumu­na ait birey­lerin, öfke ve isyanının, artık kimi zaman yürüyüş orga­ni­za­sy­onu ile kor­tej haricinde pat­la­ma rad­de­sine gelmiş olma olasılığını özel­lik­le işaret etmek isterim.

Peki kim bu, sorum­lu­ları ara­mak için ortak acıyı sahiple­nen, ikin­ci veya üçüncü kuşak genç Kürtler? Han­gi neden­ler­den dolayı gelenek­sel örgüt ve hareket­lerin sınır­larının dışın­da duruy­or­lar? Bu gençler niçin “siyaseten doğru” ve “pasi­fist” yak­laşım­ların­dan çık­tılar? Dün ebeveyn­lerinin Türkiye’de yaşadığı gibi, bugün bura­da ırkçılık ve ayrım­cılığın mağ­durları olmaları, Fransa siyasi batak­lığın­da iler­lem­eye çalışarak, Rojava’yı destek­le­m­eye çabala­maları, bu genç­lerin eylem tar­zlarını nasıl etkiliyor?

Ve şu soruyu sorarak bitiriy­o­rum: Roja­va pro­jesin­den hiçbir şey anla­madık­ları halde, Fransa Cumhur­başkanı, hükümet ve Fran­sız cumhuriyetçi siyasi sınıfının “Kürt­lerin dos­tu” olduğu­na hala inan­maya ve inandır­maya devam edilme­si var olan öfkeyi daha da körük­le­meye­cek mi?

Poli­tikacı siyaseti olmayan “Poli­ti­ka”, deve kuşu diplo­ma­sisinin üzerinde değil midir?

Bu makalemde yer alan fikirler bana aittir, Kedistan’ın diğer katılımcılarının düşüncelerini yansıtmayabilir.

Kedistan’ı destek­leyin, bağışlarını­zla yaşatın

Kedistan’ı ve arşivlerini elimizden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Kedistan bağımsızlığını koruma kaygısı ile fon ya da reklam almıyor, habere ulaşma hakkının karşılıksız olması gerektiği prensibi dahilinde abonelik zorunluluğu getirmiyor ve tüm katılımcıları da gönüllü. Bugüne dek en aza indirgediğimiz masrafları, dayanışmak isteyen okuyucularımızın bağışlarıyla karşılayabildik. Sizler de destek olabilirsiniz.
Kedistan’ın tüm yayınlarını, yazar ve çevirmenlerin emeğine saygı göstererek, kaynak ve link vererek paylaşabilirsiniz. Teşekkürler.
Daniel Fleury on FacebookDaniel Fleury on Twitter
Daniel Fleury
REDACTION | Auteur
Let­tres mod­ernes à l’Université de Tours. Gros mots poli­tiques… Coups d’oeil politiques…



Source: Kedistan.net